
Çökertme'den çıktım da Halil'im aman başım selamet
Bitez de Yalısı'na varmadan Halil'im aman kopdu gıyamet
Arkadeşim İbrahim Çavuş, Allahına emanet
Burası da Asbat değil Halil'im aman Bitez Yalısı
Cigerine ateş saldı aman gurşun yarası
Gidelim gidelim Halil'im Çökertme'ye varalım
Golcular görürse Halil'im derelere gaçalım
Teslim olmayalım Halil'im, aman gurşun saçalım
Burası da Asbat değil Halil'im aman Bitez Yalısı
Cigerime ateş saldı aman gurşun yarası
Güverte gezeriken aman gundram kaydı
İpekli mendilimi örüzger aldı
Çakırda gözlü Güssün'ümü Çerkez Kaymakam aldı
Burası da asbat değil Halil'im aman Bitez Yalısı
Ciyerime ateş saldı aman gurşun yarası
İkide keklik bir kayada aman aman ötüyor.
Ötme de keklik derdim çoktur, aman bene yetiyor
Halil'im de bu ayrılık amman böyle mi bitiyor
Burası da Asbat değil Halil'im aman Bitez yalısı
Ciyerime ateş saldı aman gurşun yarası
Çökertme'nin Hikayesi
Çökertme Türküsü'nün şimdikinden biraz daha farklı olan ilk sözlerini "Çakır Güssün'ün uydurmuş olması kuvvetle muhtemeldir. Bu türküyü Halil Efe'nin ölümünden sonra iki ay kadar kaldığı Ali Onbaşı (Sarsılmaz)'ın evinde ilk olarak onun ağlayarak söylediği rivayet olunur. Yakını Köroğlu (Hasan Hüseyin Salım) türküsünün bügünkü düzenlemesi yapmıştır.
ÇÖKERTME TÜRKÜSÜ'NÜN ÇAKIR GÖZLÜ GÜSSÜN'Ü
Bilinen iki Çakır Güssünün'den biri Kocaaa Güssün (Gerişli ya da Küdürlü Güssün) digeri de esas olan Ali Gallem'in eşi Hevse Alegöz'dür. Yıllarca gizledikten sonra kendisine "Çakır Güssün dendiği açıklayıvermiştir. O, annesiyle birlikte Çerkeş Kaymakam'ın hizmetçiliğine yapmıştır. Halil Efen'nin ölümünden sonra bir gün, Yeni Cami'nin batısındaki Rüştiye binasının dibinde, başında kırmızısı fıtası, sol ayağı çemperisiyle sarılı görülen bir kadının "Çakır Güssün" olduğu söylenir. Datça'ya sürüleceği rivayet olmuşsa da, o kardeşi Şer Mehmet Kapta'ın kayığıyla Marmaris'e geçmiş, birkaç yıl sonra da Bodrum'a dönmüştür.
Dağlarda efelik yapan Çingen Halil'in bir düğünde karşılaştığı güzeller güzeli Çakır Güssün ile kaçıp gizlenmekle geçen son günlerinin hikayesidir.
Kızkardeşini yakarak öldürdüğü, Rum kontrubatçılarla işbirliği yaptığı ve Yaka köyü baskınında da Kör Bayram'ı öldürdüğü için Bodrum Hapishanesi (Kale)2nde yedi yıl yatan Halil Efe 1318'de biten hapisliğinden sonra yaşamını "Akçalan"da sürdürmeye başlar.
Çakır Güssünle karşılaştığı Karakaya düğünü daha sonra yine kanunla başının derde girmesine neden olan olayın başlangıcı olur. Bu düğünde herkesin Çakır Güssün'ün peşinde görür ve "o'nu artık başka kimse alamaz" düşüncesiyle anındaki Çırkanlı (Konacık) bir deveciye (Hacı Palya) evlendirir.Daha sonra O'nun Güssün'ün kaldığı Dertlinin Alin'in evinden almak için bir akşam vakit arkadaşlarıyla baskın yaptığını biliyoruz. Şikayet ettikleri için resmi makamlar peşlerine düşer. Kimi kaçar kimi yakalanır. İzmit'e kaçan Selamoğlu ise akrabası Bodrum karakol onbaşısı Alin'in " seni affettireceğim, oğlunda doğdu" haberi üzerine Bodrum'a döner ve Çerkez Kaymakam ( Ömer Lütfi Türk) tarafından Halil Efe'yi bulması şartıyla affedilir.
Güssün ile günlerini geçirmekte olan Halil Ali'den şikayetini geri almasını isterse de olumlu bir sonuç alamaz. Bundan sonra da Halil efe'nin ordan oraya kaçıp gizlenmekle geçecek günleri başlar.Güssün ile birlikte ilk günlerini Ezedin (İzzettin) ve etrafındaki dağlarda geçirir. Halil Efe'nin çoğu zaman yaşadığı yer, Elif'in mandırasının Batı yanındaki Gablangıç Dağı'nın doğu yamacındaki, ağzında kocaman ve yassı bir taş duran bir mağra olmuştur.
Zaman zaman Pınarlı, Karageriş, Müsgebi (Ortakent), Gümbet, Koyunbaba, Gökseki, Geriş'te ortaya çıkıp, dost muhabbetlerine ketılan kaçak çift bir Eylül sonu akşamı Yalıkavak'taki Havıt Yakası'nda Mahmut Çavuş'un deniz kıyısındaki evine konuk olurlar. Çerkez Kaymakam'ın, eski arkadaşı Selamoğlu Mustafa'ya yakalanması için yüz lira verdiğini, hakkında vur emri olduğunu duyunca Halil Efe Güssünle bu kez küdür'e geçer.
Bu arada Şaplıkaya'dan Küdür sahiline inen Selamoğlu küçük saz bir damda, yanında 13 kişiyle bir muhabbete kemanesini çalmakta olan Halil Efe'yi görür. Çakır Güssün de bir yandan içkisini içmekte, bir yandan oynamaktadır.
İki arkadaş başlar. Halil Efe Selamoğlu'nun "Teslim ol" çağrısını, Şerifalioğlu İbrahim Çavuş'un mektubuna "Efe'nin ölüsü dağda kalır" diye yanıt verdiğini hatırlatarak,"ölsem de teslim olmam " diye geri çevirir.
Halil Efe ve Çakır Güssün Çökertme (Gerişaltı)' den adalara kaçmak üzere bir sandala çıktıkları yolculuklarına, Hacı Eyüp Burnu'nda Bodrumlu kaptan Rum Kosta Pabo ve tayfası Andon'un skafi tipindeki kangavasına binerek devam ederler. Onları oradan uğurlayan yanlızca Küdürlü Çoban İbrahim (İbrahim) olmuştur. Ancak esen lodos ve bunu fırsat bilerek dümeni Aspat'a kıran Rum kaptanla tayfanın onu yakalatmaya yönelik planları vardır. Dümen Aspat'a doğru kırıldıktan sonra içki faslı başlar. Efe Güssün içkilerine balık zehri katıldıklarından habersiz derin bir uykuya dalarlar ve Aspat'ı geçip Bitez'e (Ağaçlı) geldiklerinin farkına bile varmazlar. Plan gereği Bitez iskelesinin doğusundaki kıyıya dik gelen duvarın yanındaki koca Melengeç ağacın karşısına, açıkta gece demir atılır. Gangavadan yüzerek kıyıya çıkan tayfa Bodrum'a giderek Çerkez Kaymakam'a haber verir.
Çerkez Kaymakam, Halil Efe'yi yakalatmak için karadan İbrahim Çavuş kumandasında bir kuvvet, denizden de piyade gol kıyıyıla Golcubaşı Barkanın Ali Kaptan ve arkadaşlarını gönderir. Çelebi Adası'yla Ada Boğazı arasında ufaklı teknelerle, kıyı da efeyi görmek isteyen insanlarla dolar. Eski telgrafhane iskelesine getirilip kollarından ve bacaklarından tutularak, başı başı iskelenin taşlarına vurula vurula kıyıya çıkarılan Halil Efe, oradan da ayaklarına ip bağlanarak Eski Hükümet Konağı'nın çifte kemerli dış kapısından sürüklenip geçirilerek Konak kapısının deniz tarafı penceresi dibine getirilip bırakılır.Üzeri hasırla örtülü olarak gece geç vakitlere kadar kalan Halil Efe, Eski Hükümet Konağı'nın karanlık hapis odasına konur.
Bir ara Çerkez Kaymakam Efe'nin yanına gelip "-Senin gibi bir beladan kurtulduk" demesi üzerine Efe'nin karşılığı "Ben bu yaradan ölmem, gine gurtulurum"
Gece saat bir sıralarında karanlık hapis odasının kapısı açılır,Ömer Çavuş içeri girer. Halil Efe'nin son sözü "Su" olur.Buna karşılık Ömer Çavuş: "-Köpek, daha sumu istiyorsun?" diyerek Efe'nin boğazına sarılır ve onu boğarak öldürür.
Ertesi gün, bitişik hapis odasında kalmakta olan efenin arkadaşlarından Karakayalı Mehmet Efe (Ülküm) ve Peksimet'li Mustafa Efe'ye Halil'in mezarı kazdırılır. Öğle sonuna doğru bugünkü halk Bankasının yanındaki iki palmiye arasına, Milas yolu ortasına, koca melengecin dibine yakın açılan ensiz mezara kollarından ve bacaklarından tutularak atılıverir.
Çökertme'de zaman durur...
